18 Ocak 2022 Salı

Olmasaydın Olmazdım

 Yalnızlığımla mutlu olduğum dönemden herkese selamlar, sizlere de bu huzurdan dağıtmaya geldim. Biliyorsunuz ki yürüyen bir araf olduğum ve fazlasıyla dışsal motivasyonla yaşayan bir birey olmamdan mütevellit sık sık düştüğüm o karamsarlık çukurundan son birkaç aydır kendi kendimi çıkarabilmenin haklı gururunu yaşamaktayım. Mecburen ya da keyfi gerçekleşmiş olması hiç mühim olmayan bu sonuç beni şu günlerde inanılmaz derecede kendisine saygısı olan bir insan haline getirmeye başladı. 

Peki mesrojo, ne oldu da böyle hissetmeye başladın diyecek olursanız, ki demeyecekseniz de açıklayacağım çünkü neden açıklamayayım, öncelikle güzel mi kötü mü geçtiğinden pek emin olamadığım yaz dönemiyle birlikte çok zorlu ve beni yerden yere vuran bir eğitim öğretim dönemini sapasağlam atlatabilmiş olmamın bunda etkisi büyük. Fakat asıl mevzu ise pek çok şeyle tek başıma baş etmem. Baş etmek zorunda kalmam veya baş etmek istemem. Bunların hangisi olduğunun pek bir önemi yok. Sonuç yolda çektiklerine değmişse yoldaki taşları düşünüp ağlamanın bir anlamı yok. 

İnsan sosyal bir varlıktır ve tabii ki pek çok sistemin içerisinde pek çok role sahiptir. Yalnızlıktan kastım Mevlana gibi ininize girip tüm dünyevi şeylerden kopmak değil. Yalnızlıktan kastım kendinle kaldığın zamanlarda rahatsızlık, mutsuzluk, yalıtılmışlık veya sevgisizlik hissetmemek. Ki bence bu durum 21. yüzyıl insanının en büyük sorunları arasında. Sürekli uyaranlara maruz kalmamızdan olacak ki ne sessizliğe ne sakinliğe gelemiyoruz. En sakin halimizde bile elimizde telefonla insanların eğlendiği, gezdiği, başardığı hikayeleri kaydırıyor veya önümüzdeki bilgisayar aracılığıyla başkalarının hayatlarının merkezinde yer alıyoruz. Uyku öncesi, ders çalışma, kitap okuma gibi sessiz ortamlarda yaptığınız aktiviteler dışında en son ne zaman yarım saat, bir saat öylece durduğunuzu hatırlıyor musunuz? Bunu bir denemenizi isterim, her şeyi bırakıp bir adım geri çıkın hayattan - önce yazının tamamını okursanız daha makbul olur-. 

İşte böyle anlarda yüklenirdi en çok karamsarlık bedenime. Beynimden tüm vücuduma yayılan karamsarlığın adım adım nerelerden geçtiğini bile sayabilecek kadar derinden acı hissettiğim bu çukurdan çıktığımda ise fark ettiğim yegane şey; böyle zamanların üzücü anlar olmasından ziyade fazlasıyla kıymetli geri bildirimlerden oluştuğuydu. Geri bildirimden kastım ise yaşantılarımızı, hislerimizi, konuşmalarımızı değerlendirme. Zihinsel geviş getirmenin çok daha bilinçli ve çok daha işe yarar halinden bahsediyorum. 

"Bana öyle dediğinde neden bu kadar üzüldüm acaba?", "Böyle söyledim fakat gerçekten öyle mi?", "Kabul ettim ama sahiden yapmak istiyor muyum bunu?" gibi cümleler kurmayla başlayan ve hayatın sözde merkezini oluşturan daha pek çok ilişkinin, davranışın sorgulanmasıyla ilerliyor bu kısım. Sorgulama deyince hemen "Bu dünyaya ne yapmaya geldik?" falan gibi felsefenin temel yapı taşlarıyla muhatap olmaktan ziyade kendi hayatınızın minik taşlarıyla muhatap olmanızdan bahsediyorum. İnsanlık için minik sizler için fazlaca mühim olan taşlar... 

Yalnızlıkla, huzurla falan ne alakası var bunun mesrojo diyen olursa önce bir durur örselenirim fakat sonrasında anlatmaya, anlatmaya çalışmaya devam ederim. 

Sıkı sıkıya bağlı olduğunuz ilişkilerinizi düşünün, hangisi şu anda bitse bu hayatın devamı konusunda şüpheye düşersiniz? Olmasaydın olmazdım dediğiniz kişileri gözünüzün önüne getirin. Getirdiniz mi? Heh işte o kişilerin hepsi orada sen istedin diye duruyor. Yoksa kimseyle, hiçbir ilişkide -en azından sağlıklı bir ilişki- böyle bir durum söz konusu değildir. Bu dünyada insan sosyal bir varlıktır fakat bir kumru değildir ölen eşinden sonra üzüntüden kahr-ı perişan olup sevdiceğine yakın yoldan kavuşabilsin. Bu bilgi de ne kadar doğru bilemiyorum. Siyah üzerine sarı fontla yazılmış olma ihtimali çok yüksek. 

Her neyse sonuç olarak olmasaydın olmazdım diyeceğin tek kişi kendinsin. Evet doğru okudun. Sen olmasaydın, olmazdın. Dümdüz. Başka ne bekliyorsun ki bu hayattan? 3 yaşında değilsen geçmişe dönüp baktığında hayatından çıkan insanları bir düşün, pek çoğuyla öyle yakındın ki "Allahım ben bu bireyi hak edecek ne yaptım?" gibi sorular bile sormuş olabilirsin zamanında. Bu denli yakın olmana rağmen hayatından çıkan insanları düşün. Belki çok daha yakını; annen, baban, kardeşin, eşin, evladın.

İnsanın sosyal bir varlık olmasının en önemli neticelerinden biridir; insanın kaybeden bir varlık olması. Sevdiğini kaybeden. 

Yanlışlıkla yazıyı hüzünçlendirdim, pardon. 

Aslında varmak istediğim nokta şu ki tüm dünya hayatı senin varlığın neticesinde anlamlı ve ortalama bir birey olarak tek başına da bu hayatı sürdürebilme yeteneğine sahipsin. Bu sebeple unutma ki eğer içerisinde rahat hissedemediğin, mutsuz olduğun bir ilişkin varsa bu ilişkiyi sürdürmezsen ölecekmişsin gibi kendini hiçe sayarak devam ettirmenin bir anlamı yok. Bu romantik bir ilişki olabileceği gibi arkadaşlık ilişkisi de olabilir. Hatta bazı durumlarda aile içi ilişkilerde bile geçerlidir bu durum. İlişkiler insanın hayatını kolaylaştırmak ve zorluklar karşısında beraber durmak için vardır. Yani ilişkiler bireye fayda sağlaması için vardır. Bir ilişkin sana fayda sağlamıyorsa hatta zarar veriyor, sana kendini bir hiç gibi hissettiriyor, yalnız kaldığında korkacak kadar bağımlı hale getiriyorsa bu ilişkinin bitmesi ve devam etmesi halinde ne gibi durumlarla karşılaşacağının bir analizini yaparak ilişkinin gidişatıyla ilgili karar verebilirsin. 

Devam ederek kendinden mi eksilteceksin, bitirerek kendi eksiklerini kendin kapatmayı mı deneyeceksin?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Ay Ben 2025'ten Çıkmayı Unutmuşum

 Selam gönül dostları veya sanayi tostları, Nicedir uğramıyordum buralara, garip gelebilir kulağa fakat vaktim olmamıştı. Yokluğumda pek çok...