30 Ocak 2021 Cumartesi

Hangi Araflar?

Naber, blog işleri benden bu kadarmış. Kelime haznemdeki kelime kombinasyonları, permütasyonları hatta ebob ekoku bile bitti. Bu konuların hiçbiri hakkında bir fikrim yok. Sınavdan sonra tüm öğrenmelerimi depolama alanı doldu uyarısıyla sildim, hatta sınavda oturduğum sırada bıraktım çıkarken. Bu yüzden dilbilgisi kuralları da kaldı o masada. Bağlaçları ayıramam eklerden bir haberim artık. Ben bazen nefes almayı unutmaktan korkuyorum dahi anlamındaki de'leri mi aklımda tutayım?


Neyse, darlandım biraz ondan geldim. Daha önce gelmeyi denedim ama ciddili yazmak benim harcım değil. Boş yapmak için de biraz motivasyon gerekliymiş meğer, en azından kendi kendineyken. Arkadaş ortamında biri boş yapmaya başlayınca devamı getirilir ama burada kimse o fitili yakmıyor. Fitili yakmak bana kalınca çakmağın yerini unutuyorum. Milyonların aklına çakmağı buldun mu da yazıyorsun ey Mesrojo cümlesi gelmiş olabilir hatta dilinizin ucuna kadar inmiş olabilir. Fakat bulamadım. Depresif olmamı gerektirecek özel hayatımda bir sebep yokken bile depresifim şu aralar. Hangi aralar değildim ondan da emin değilim ama konumuz bu değil.


Boş durmak zoruma gittiği için açtım kalbiniz kadar tertemiz olan bu sayfayı. Bunu yazmak da çok dolu bir iş değil biliyorum ama elden gelen buysa demek. Boş durmak konusuna dönelim. Daha önceki bir yazıda arada kendimizi nadasa bırakmaktan bahsetmiştim hatırlarsınız. Hatırlamayanlar sağ üstten hemen o yazıya gidebi şaka şaka burası Youtube mu? Dağıtmayalım konuyu. Heh işte ben o nadasa bırakma işini beceremiyorum şu aralar. Cehaletimin farkındalığı buna izin vermiyor. Çizgilerini benim algılarımın çizdiği o geliştirme davranışı için yapmadığım her şey huzursuzluğa neden oluyor. Dünyam yanarken ben kenara oturup çekirdek çitliyormuşum gibi hissediyorum. Altını çizmemiz gereken nokta benim dünyamın yanıyor olması, sizinki yansa bana ne der açarım bi dizi izlerim ama konu benim dünyam olunca çitlenen çekirdek bile boğazda kalıyor. Madem çalışayım, bir şeyler yapayım diyorum o da olmuyor. Bir isteksizlik hali var. Yapsam bile sanki sırf yapmak için yapmışım gibi. Klasik mesrojo duruşu olarak araflardayım yine.


Sebebini kendimden uzaklaştırmak için belirsizliğe atıyorum çoğu zaman. Bazen haklı olsam da genelde tek sebebi belirsizlik olarak sunmak belirsizliğe de ayıp oluyor. Belirsizlik ise tam da şu noktada başlıyor; Ülkenin dünyanın hali ne olacaktan benim sonum ne olacağa kadar uzanıyor. Zar zor bir bölüm kazandım, bölümden de okuldan da yeterince memnunken bir anda kurtulmak için 1.5 yılımı harcadığım, ne olursa olsun, neresi olursa olsun gidicem bu sene diye nefret kustuğum masada yazıyorum bu yazıyı. Bu masada okulu bitirmekten korkuyorum hatta. Üniversite kaydından sonra bu masada geçirdiğim zaman diliminin çokluğu benim mesleki hayatıma da zeval getirecek gibi. Psikolojime çoktan zeval geldi zaten. Lise hocalarımın ahını almıştım mübarek insanlarmış anca bu kadar tutabilirdi.
Azcık samimiyetine güvenebileceğim birisi nasılsın dese günlük yazar gibi dert anlatmaya başlıyorum, bundandır sizleri sürekli darlamalarım. Sorun şu ki herkesin yeterince derdi var kimse benimkilerle ilgilenmiyor. Atamadığım bu zehir iç dünyamı yavaş yavaş çürütüyor. Kangren olan dokunun alınmazsa tüm vücudu çürüteceği gibi. Derdimi tasamı da anlatmayı beceremiyor olmak da ayrı bir konu.


Sonunun daima araflara vardığı bir kısır döngüdeyim anlayacağınız.
Bir şeyler yapmam lazım hatta şunları yapmam lazım.
Ee yapayım o zaman.
Aaa yok içim almıyor.
Madem yat gitsin.
O da huzursuzluk yaratıyor.


Kendimden uzaklaşabilmeyi dilerdim, azcık çıkıp bu bedenden rahatlamayı. En kötüsü de şu ki bunlar daha iyi günlerim...




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Ay Ben 2025'ten Çıkmayı Unutmuşum

 Selam gönül dostları veya sanayi tostları, Nicedir uğramıyordum buralara, garip gelebilir kulağa fakat vaktim olmamıştı. Yokluğumda pek çok...