2 Şubat 2026 Pazartesi

Ay Ben 2025'ten Çıkmayı Unutmuşum

 Selam gönül dostları veya sanayi tostları,

Nicedir uğramıyordum buralara, garip gelebilir kulağa fakat vaktim olmamıştı. Yokluğumda pek çok şey değişti hayatımda elbette, diğer tüm yazılarımdaki gibi. 

2025 bana çalışarak başarılı olamayacağım alanlarda zorla tutunmamam gerektiğini öğretti. Fakat çalışma temelli başarı elde edilebilecekse gerekeni yapıp ardından sonuçtan bağımsız kendimi tebrik etmeyi de öğretti. 2025 bayağı öğretici bir yıl olmuş, şimdi dönüp bakınca. 

Tamam uzatmadan sonda söylemem gerekeni hemen söyleyip kendimi rahatlatmaya çalışacağım; yetişkin olmayı sevmedim. Çünkü yetişemiyorum. Özellikle de düzen birey olmaya çalışan, bağımsız kalmaya çalışan, bir şeyleri "ben hallederim" diyen kişileri harcayan bir düzenken sevmedim yetişemeyen yetişkin olmayı. 

Şakamatikliğim de kalmadı iki paragraf yazımdan anlayacağınız üzere çünkü yaşanan travmatik, acı verici deneyimlere şaka malzemesi haline getiren mesrojo 2025'te yoğun duygulanımlardan uzak kalıyor. Acıdan da mutluluktan da. Bir nevi duygusal bi küntlük süreci. Ama halimden şikayetçi değilim. Hayatımdaki her şey şu an varken yarın yok olabilir, diyeceğim şey "şaşırmadım ki" olur. Bugün seven yarın nefret eder, "insandır normal" derim. Hayat bu dostlar. Hayatta herkesten her şeyi beklemelisiniz. Kendinizden bile. Bunu sadece olumsuz algılamanızı istemem. İyiliklerle de karşılaşabilirsiniz, başımız gözümüz üzerine. Fakat 5 iyilik yapanın 6. kez de iyilik yapacağına dair beklenti işte bizleri mahvetti. 5 kötülük yapanın 6. kötülüğünden daha acı çünkü 5 kez iyilik yapanın, gözünün içine bakanın, gözyaşını silenin yaptığı 6 numaralı hareketinin kötü olması. 

Anlatabiliyor muyum emin değilim, ben de pek anlamıyorum çünkü. Kendimce denklem kurmaya, yaşantılarımı rasyonalize ederek açıklamaya çalışıyorum ama pek olmuyor. Çünkü dünya o kadar hesaplanabilir bir mecra değil. Hele insanlar... 

İnsanlara çok sallıyorum diye 2025'ten nefret ederek çıktığımı sanmayın, aksine 2025ten nefretten de arınarak herkesi insanlığıyla kabul ederek çıktım. Tam koşulsuz bir kabul süreci değil ama hafif koşullu bir kabul düzeyindeyim sosyal hayatımda. 

Ya boşverin her şeyi, oturmuşum 2026nın ikinci ayının 3. günü 2025e veda yazısı altında genellemeler, analizler falan yapmaya çalışıyorum. Ben bu insan tanıma, hayatı yaşama konusunda sandığınızdan çok daha acemiyim. çeyrek asra çok yaklaştı yaşım fakat çeyrek asır insanlar ve insanlık üzerine analizler yapılabilecek bir yaş değil çünkü henüz yeterince insanlık göremedim. 

Farkındaysanız her yıl bambaşka bir mesrojo'nun veda mektubunu okuyorsunuz. Bu yılki mesrojo çok orta halli, ortalama yaşam hevesine, ortalama başarıya, ortalama heveslere sahip bir mesrojo. 24 yaşında bir emekliden hallice. Fakat emeklilik hayatından da gayet huzur elde edebilecek bir vizyona sahip. 

2025'e veda eden mesrojo biraz böyle bi tip. Durgun... Duruk. 

Hoşça gitmişsindir umarım 2025; duygularıma, uçlarda yaşadığım son anlarıma sahip çık. Geri alacağım, bir noktada... 

30 Aralık 2024 Pazartesi

İKİ BİN YİRMİ Mİ DÖRT?!

 Ben geldim. 

Tam gelmek sayılmaz bi hoşça kal meselesi için uğradım. 2024'e hoşça kal demek için. Öğrenciliğime dair bir şeylerin üstünden bir yıldan fazla zaman geçti ve artık "Geçen sene bu zamanlar.." diye başladığım cümlelerimde bahsettiğim anılarımda özel sektör mağduru Ecem'in anılarından bahsediyorken buluyorum kendimi yaklaşık birkaç aydır. 2024 hayatımda ve iş hayatımda git gelli bir süreç yaşadığım yıldı benim için. 

Özel sektörden uzak kalabilmek için yeterli pek çok sebebe sahibim 2024 sonunda. Ne yapmam gerektiğini biliyorum, nasıl yapmam gerektiğini de fakat yapmaya dair davranışsal hedefleri uygulamak tipik bir mesrojo için hayli zor. Zor fakat imkansız değil. Çünkü içerisinde bulunduğum imkan ve şerait çok namüsait bir mahiyette tezahür etti. Bu tezahür durumu göz önüne alındığında karşımıza çıkan motto ise "Ağlama, çalış Ecem" oldu. Fakat bu motto yer yer "Ağlasan da çalış Ecem." şeklinde güncellenebilir. Çünkü güncellenmesinin önünde herhangi bir engel olduğunu düşünmüyorum. Siz düşünüyor iseniz bu sizin probleminiz. Ben yaşıtlarım "Hem ağlar hem giderim"li türkü sözleri eşliğinde kırışık parmaklı bir aile büyüğü tarafından avcundaki çeyrek altının üstünü yeşil bir balçık halindeki kınayla kapatılırken, çocuklarına "kırk uçurma" adı altında şaman ayinlerinden hallice ritüeller düzenlerken hem ağlayıp hem de çalışma hakkına kendimi nail görmekteyim. Ey Mesrojo , 2024 sana ne kattı derseniz içimdeki asi kız çocuğunu susturma daha doğrusu belli saatler arasında belli konumlarda susturma becerisi kattığını, boynumun gayet bazı durumlarda mecburen kıldan inceymişcesine tutum sergileyebildiğini, ideal hayat diye bir şey olmadığını onun yerine parası olanın hayatı olduğunu, bizlerinse yalnızca bazı hayatların figüranıymışızcasına kullanılabilir karakterler olduğumuza dair bir düşünce kattı. Bu satırları 3 yıl önceki Ecem okusa bana eminim çok sinirlenirdi. "Saçmalama Ayten!" diye sızlanırdı. Fakat böyle bir şeye kalkışırsa ona "Madem zamanında çalışaydın da böyle uğraşmasaydık!" diye ben çıkışırdım. Çıkışmamla haklı çıkmam arasındaki süre çok kısa olurdu üstelik. 

İş hayatına dair karamsar cümlelerimden yola çıkarak sanmayın ki öldüm. Henüz değil. Ufak bir kuyu meselesi... Çıkmaya niyetimi de ettim, gayretimi de gösteriyorum. Allah ruh sağlığıma, psikolojik esnekliğime zeval vermesin. 

Evet anlayacağınız üzere 2024 Mesrojo için ö*el s*ktör yılı oldu. Fakat arada bir yerlerde geçmişe dönebilmek. Eskisi gibi derin, anlamlı ve bazen de lakayıt şekilde gülebildiğim sohbetler içerisinde bulunabilmek. Buna gücümün yetebildiğini görmek ve istedikten sonra gerçekleştirilebilir olduğunu görmek muhteşemdi. Fakat Cindirella'nın her zaman kül kedisine döndüğü gibi Mesrojo da bi noktada Konya havasını içine çeker. Mesele ne etliekmek kokan sokaklar ne Mevlana... Mesele bambaşka ama mesrojo bu sene içindeki asi kız çocuğunu bastırıyor. 

Dayan mesrojo! Halledeceğiz elbet! Bi noktada...

2025 senden değil bu yıl beklentim, sen takıl kafana göre zaten senden beklesem de vermiyorsun istediğimi. Böyle yazınca husumetliymişiz gibi olmasın daha yeni yıla girmeden, benim savaşım senle de değil, kendimle de değil. Kimlerle, nelerle, ne zaman, ne şekilde, neyden ve ne sebeple kısmını peşin peşin dile getirmeyeceğim. Hevesimin kursağımda kalmayacağı bir yıl diliyorum kendime. Siz istediğiniz gibi bir yıl yaşayabilirsiniz. 

Hoşça kal 2024 ve hoşça kal 2024'teki Ecem. 

17 Aralık 2023 Pazar

Maziden Bir 2023 Yılı !

 Selam,

Nasıl oldu da tekrar geldim bilmiyorum ama geldim işte buradayım.  Buradayım be buradayım. Az  önce bazılarına veda ettim,  içimden. Bazılarınız da çok iyi bilir ki birine içinden veda etmek lisanen edilen vedadan çok daha zordur. 2023'e girerken adettendir diye bir sürü karar almıştım. Bazılarını  yapayazdım, bazılarını hatırlamıyorum bile. Plan cart curt konuşmayacağım merak etmeyin. Bir süredir benim bile içim almıyor bu tripleri. 

Her neyse. 

Bu mecrada, diğer  tüm  mecralarda ve kendi sosyal hayatımda sürekli dile getirdiğim tepeden başlama prensibimi geride bırakmam gerektiğini düşünmeye başladığım bir dönemimdeyim. Bu da demek oluyor ki sizin yaptığınız ayıplar artık beni rahatsız ediyor ve ayıpsız devam etmek istiyorum. Tepeden başlama prensibi; ilkokuldaki hocalarımızın uyguladığı dönem başında hepinize 100 veriyorum dönem boyunca yaptığınız hatalar sonucu olarak 100'den eksilerek ilerleyeceğiz, anlamına gelmektedir. 100'le başladık pek çok yüzsüz insanla.  (Neyim ben Turbo Turabi falan mı ehehehehe) 

Sonuç  olarak verilmiş değil hak edilmiş yüzlerle yolumuza devam edeceğiz gibi görünüyor. Diğer türlü  hesap kitapla uğraşırken iki uç arasındaki gitgellerimle uğraşamaz hale geldim. Tertemiz berrak bir zihnim olsun isterken bomboş bir zihne sahip oldum ve emin olun ki  bu  bomboşluk  korkunçtu. Kırmızı plastik topa  bile imrenir bir  halden bahsediyorum. Peki ben neyden bahsediyorum? Boşverin. İnanın bilmek sizin işinize yaramaz ama beni anlayabilmenzi çok isterdim. En azından denemenizi... 

Yeni yıldan tek  bir beklentim var; evvela  ruh olmak üzere sağlığıma zeval gelmemesi. Çünkü siz üfleseniz ben yıkılayazıyorum. Evet  yıkılmıyorum, beni yıkmanız da pek mümkün değil zaten fakat yıkılayazınca insan eski haline geldiğinde uzatılmaya tenezzül edilmeyen eli  tutamıyor. Ve ben bırakın elinize kolunuza tutunmayı anılarınızı bile barındırmaya niyetli değilim artık. 

Bu cümleler yetişkin  bir mesrojo için çok keskin cümleler, bilirsiniz. Hayatını araf'a, griliğe adamış  mesrojo'nun canının ne denli yandığını bu cümlelerden bile anlayabilirsiniz.

Hoşça kal 2023, sende bıraktıklarımdan alacağımı aldım, çıkarılacak dersleri  çıkarttım.  Alttan alacak herhangi bir dersim  veya sabrım kalmadı.  

Bu bir 2023'e veda yazısıdır ve 2023'e hapsolanlara. 



3 Kasım 2023 Cuma

2023'e Vedamtırak

 Selam, 2023 sonlarına yaklaştık. Benim hayatımda çeşitli değişiklikler gerçekleşti, tıpkı sizlerin hayatında olduğu gibi. Artık bir psikolojik danışmanım ve bir kurumda öğretmenlik yapıyorum. Tahmin edebileceğiniz gibi hala fazlasıyla bocalıyorum. Bocalamadığım sürece burası pek aklıma gelmiyor zaten, bilirsiniz ki burada kimseye bir şeyler katmayı hedeflemiyorum. Aksine bir şeyler çıkarmayı hedefliyorum, kurumlarımı boşaltmak gibi. 

Eski yazılara şöyle bir göz gezdirdim de, ne kadar büyümüşüm. Pek çok şey yaşamışım, yıkılırım sandığım pek çok an olmuş yıkılmamışım. Ağlamışım, gülmüşüm, düşmüşüm, kalkmışım en kötü kalkmaya çalışmışım. Bu yıl en büyük iyiliği kendime yapmışım. İzin vermişim, yaşamama, deneyimlememe. 

2022'ye kadar melankoli çukurunda bir yaşam sürmüşüm, 2022'de melankoli çukurunda olduğumu fark etmişim ve bunu kabul ederek yaşamışım. 2023'te ise melankoli çukurunda kalmak için ısrarcı olmamayı öğrenmişim. Öğrenmişim gibi görünüyor en azından. Bu yazdıklarımdan melankoli çukuruna düşmenin yanlış olduğu ya da melankoli çukurunda olmamla ilgili problemlerim varmış gibi algılanmasın. Asla. Ben bu çukuru seviyorum. Biraz bildiğim mutsuzluk bilmediğim mutluluğa yeğdir gibi olsa da aksine çukurları artık normalleştirdim ve sağlıklı bir insanın bazen de düşmesini hatta 22 yaşında bir genç kızın düşmesinden, biraz orada kalıp ağlama isteğinden daha normal bir şey olamaz gibi geliyor artık. Düşmemek değil, düştükten sonra yeterince kalıp çıkabilmek için çabalamak istiyorum. Çabalayacak gücü kuvveti bulmak, bu kuvveti yaratabilmek. 

2023'ün hedefi kendime saygıydı ve ben bunu yaklaşık 5 ay boyunca asla yapamadım, Sonrasında yapmışım gibi oldu. Tam anlamıyla kendime saygı duyabildiğimi söyleyemem ama yer yer bunu denedim. En çok da melankoli çukuruna düştüğümde orada bir süre kalmama izin verecek kadar saygı duyar hale geldim kendime. Bu bir nevi melankoli çukuruna düştüğüm andaki duygularıma, buna sebep olan yaşantılarımı buna sebep olabilecek duruma getirmiş olmamın kabul edilebilirliğine yönelik bir saygı duyuş. Okurken tamlamalar dolayısıyla zor olmuş olabilir ama emin olun bunu yapabilmek de benim için bir o kadar zordu. Düşmüş, düşmeye meyilli, düşeyazan birine saygı duymak zordur. Bu kişi bir de kendi gözümüzde beklentimizin en çok olduğu, en iyi şeylere layık olduğunu düşündüğümüz kişi olunca çok çok daha zorlaşıyor bu süreç. Ayrıca artık lisanen kendime yönelik yaptığım saygısızlıkların ardından "estağfurullah Ecem" kalıbı eklemeyi öğrendim. Kendime ayıp ettiğimi düşündüğüm cümlelerin ardından içimden estağfurullah Ecem çekiyorum ki kendi kendimi örselemeyeyim.

Uzun uzun anlatmaya çalıştım ki ne denli zor bir işi başardığımı fark edebileyim. Sizin de farkındalığınız yine çok mühim ama evvela ben hocam, bunu daha öncelerde muhakkak belirtmişimdir. 

Neyyyse daha buraya adım adım 2023 kazanımları sıralamanın bi anlamı yok. Kazandık işte, bir şeyleri kaybederek. 

NOT: Gönül ister ki bu 2023'e veda yazısı olmasın ben üşenmeden gelip üç beş satır daha yazayım ama bunun garantisini veremeyeceğim için şimdilik veda yazısıymış gibi davranalım. 


Hoşça kal 2023, melankoli çukurunun bir cehennem olmadığını öğrettiğin için teşekkür ederim. 

24 Ekim 2023 Salı

Bırak Geçmişte Kalsın!

 Selam, 

Geçtiğimiz şu bir yıl içerisinde ne çok selam verdik boşluğa, ne çok sesimizi duyurmaya çalıştık ahrazlara. Bizim de hatamız fısıltılarımızı duymalarını beklemek fakat kim kıymet verdiğine kulak kesilmez ki? Hepimizin birinin göğsüne başını dayayıp kulağına gelen pıt pıtlara bu denli yakın olabilmiş olmaya şükrettiği anlar vardır. Bazen o pıt pıtlarla aramızda kilometreler de olsa bu sefer bizim midemizde kelebeklerin bir anda havalanmasını sağlayan şeyler yaşamışızdır. Emin olun duymak isteyene bir kelebek çırpınışı da, bir fısıltı da, bir çığlık da ulaşabilir. Duymak istemeyene seslenmemeniz taraftarıymışım gibi algılanmasın cümlelerim. Sizin edecek kelamınız varsa seslenin elbette, duymak karşıdakinin hikmeti, sual etmeyin demeye çalışıyorum. 

Son birkaç aydır garip dönemler yaşıyorum. Mutsuzum desem değil, mutluyum desem gönlüm elvermez. Derin bir uyku halindeyim. Uyur uyanık bir yaşam. Uyurken ayrı, uyanıkken ayrı hissettiren. Yeri geldiğinde 15 saate yakın uyutan, yeri geldiğinde gözüme uykunun girmediği anlar. Sebebini konuşmanın anlamı yok, zaten kolay kolay sebep olmaz. Sebepler olur. 

Aslında buraya geliş amacım 2022'ye veda edememiş, 2023'e hoş geldin diyememiş Mesrojo olarak açıklama bırakmaktı. Fakat geldiğimde gördüm ki 2022'ye veda etmişim çoktan. Veda edebiliyormuşum yani yer yer. Şaşkınım. 

Şaşkınım çünkü tüm veda hakkımı zamanında kullandığım için veda etmekte zorlandığıma dair bir tezim vardı. Gerçi 2022'ye veda bu kapsama girmez sanırım. 2022'de bırakmak istediklerime girer ama. Edemediğim vedalar... 

Veda etmek benim için çok ağır bir kelime. Birini son kez görmek, son kez gördüğünü bilmek, bir daha görüşmemek üzere ayrılmak... Ne büyük iddia! Yine de bazı vedalar edilmeli, edilmeli ki kişi kendine olan saygısına, sevgisine veda etmesin. Buralara gelmeyeli yaşadıklarım; bu hayatta her an her şeyin olabileceğini kanıtladı bana. Ve bu olanlar bir bütün olarak yaşanması gereken şeylerdi, yaşandı ve bitti. Bitmesine izin vermek zorundayız. Bazen bitişler acı da verse, ya bitmese daha güzel olmaz mı gibi cümleler de kurdursa, bitmeli. Bazı şeyler geçmişte kalmalı. Geçmişte kalması gereken şeyleri geleceğe taşımak için çabalamayın. 

Çabalayın, çabalamayın ya da her neyse. Boşverin beni. Evet evet, beni ciddiye almanız gereken tek nokta burası; beni boşvermek. Beni ve diğer pek çok insanı. Bizler kendi yaşantılarımızla, kendi hislerimizle akıl vermeyi pek severiz insanlara. Akıl verirken üstten üstten konuşur, net cümleler kurarız. Hisseden taraf değiliz ya, kolaydır o yüzden bize konuşmak. 

Selam, buraya kadar olan kısmı 9 mayısta gece 2'de yazmışım. İnsanlara veda edeyim, geçmişte bırakayım derken yazıyı geçmişte bırakmışım. 21 ekim saat 22'den bildiriyorum; geçti. Geçmez sandığımız pek çok şey gibi. Geçti, üstüne başka şeyler de oldu ve bitti. Olacak ve bitecek. Bu döngü devam edecek. Bu sebeple geçip giden her şeye ve herkese toplu bir hoşça kal...

10 Aralık 2022 Cumartesi

Yetiştim, Hoşça Kal 2022

 Durun durun yetiştim...

2022 bitmeden bir hoşça kal 2022 yazısı yazmazsam ölecekmişim gibi geldi. Çünkü veda edilmeyi hak eden bir yıldı benim için. Hem akademik hem de özel yaşantımda pek çok ilke ev sahipliği yaptığı yetmezmiş gibi nerden baksak 2 3 yıllık farkındalık yaratmayı da becerdi. Bayağı sağlam bir yıldı benim için anlaşıldığı üzere. Detaylara inip tek tek neler yaşadığımı yazmayı çok istesem de yazarken onca duyguyu arka arkaya yaşama ihtimalimi göze alamayacağım ve size ne benim ne yaşadığımdan sorusunu göz ardı edemeyeceğim. Yaşadıklarım iyi hoş da -salt güzel şeyler yaşamadım elbette, kim yaşadı ki  zaten- bana kattıkları açısından inanılmaz tatmin etti bu yıl beni. Aman mesrojo kattı da kattı deyip duruyorsun da ne kattı, demeniz halinde neler katmadı ki diye kısa bir cevapla geçiştirecek olsam burada olmazdım. 

Benim bu yıldan öğrendiğim en büyük ders -ki herhangi bir yıla öğretmenlik atfetmenin saçmalığının farkındalığıyla devam edeceğim- ne yaşarsak yaşayalım, ne hissedersek hissedelim, neyi ne kadar iyi, güzel, doğru veya rezalet yaparsak yapalım ya da herhangi bir şey yapmadan yaşayalım hayat bizi  öyle noktalara sürüklüyor ki... Sürüklediği nokta her zaman gül bahçesi olmasa da sürüklenirken öğrendikleriyle tatmin oluyor insan. Evet tatmin oluyor çünkü tüm yaşantıların bizi mutlu etmesi hem mümkün değil hem de hoş değil. Mutlu olmak da hoş olmaz bazen. Behzat'a dönüp  "Mutsuz olalım ne var? Biz de mutsuz oluruz. Ben seninle mutsuzluğa da varım." diyen Savcı Esra misali Behzat'tan daha saplantılı kişiliklerimizle mutsuzluğa da var  olmak lazım. -Tam şu an playlistte pilli bebek çalmaya başladı. Bu bir işaret olsa gerek. Mutsuzluğumuzu kabul edebilmemize dair...- Evet, 2022 yılının bana kattığı en büyük şey buydu, kendimle her şeye, mutsuzluğa bile var olmak. Kendimi tüm günahlarımla, sevaplarımla, en masum ve en şeytani taraflarımla kabul edip -ki başka şansım mı var zaten.- sevmek! İnsanın kendisini sevmesi çok basitmiş gibi gelse de kulağa, inanılmaz zor özünde. Bu zorluğu canlandırabilmeniz için şöyle anlatabilirim. Bizler insanlara olduğumuz gibi davranmayız. İnsan en rahat olduğu yerde, en rahat olduğu kişiyle bile kendini bazı noktalarda frenler, sansürler. Bu sansürlemelerin hepsini bilinçli de yapmayız. Hatta bazı kişilerin yanında ekstra sevecen, masum kısacası sevilebilir taraflarımızı sergilememize rağmen sevilmediğimizi, en azından hak ettiğimizi düşündüğümüz kadar sevilmediğimizi hissettiğimiz anlar mutlaka olur. Fakat tüm bu rollere, maskelere, personalara rağmen kendimize dair o kadar karanlık sırlarımızı, o kadar vahşi hallerimi biliriz ki... Bilinçaltına attıklarımızı saymıyorum bile. Bu kadar çok bilgi engel oluyor kendimizi sevmemize belki de. Her şeyiyle tüm hatalarını, tüm kötülüklerini, tüm sinsi hayallerini bildiğimiz kişiyi sevmek, gerçekten zor. Fakat bir taraftan da en büyük yaralarını, en gürültülü hayal kırıklıklarını, en masum anında sırtına saplanan bıçakları bildiğimiz kişi... Bu kişiye karşı ya iyi taraflarını görüp, kötüleri göz ardı ederek seveceğiz  ya da kötülüklerine odaklanıp içten içe nefret duyacağız gibi değil de her iki ucu da bilip her şeye rağmen sevmek, merhamet etmek yeri geldiğinde silkelenip ayağa kakmasını sağlamak zorundayız gibi. Bunu kendimize kendimiz yapmayacaksak kim yapacak?  

Bu yıl önceki yazıda yazdığım gibi pek çok duyguyu tattım, pek çok  gözyaşı döküp ağız dolusu dedikleri kadar güldüm. Kalbimin sıkıştığını hissettiğim, ne yapacağımı bilemeyip sadece ortada dönüp durduğum anları da kucakladım, midemdeki kelebeklerin kanat çırpış seslerinden uyamadığım anları da kucakladım. Hepsi benim yaşantılarımdı, hepsi benim bu  dünyadaki payıma düşen şeylerdi. Ve bu pay için minnettarım. Evvela tabii ki Tanrıya daha sonra vesile olanlara. Evet beni üzenlere, gece vakti ağlamama sebep olanlara, geleceğim deyip gelmeyenlere, hevesimi kursağımda bırakanlara, özlemeyen, sevmeyen, tek başıma bırakan, bazen rahatsız eden, kıran, döken herkese... Bir daha aynı duruma düşmeyeceğime yeminler ettiren, bir daha olsa aynı hatayı yine yapardım, çok daha güzelini yapardım dememe sebep olanlara...

 Her şeye ve herkese minnettarım. Hepinizi sevdiğimi söyleyemem elbette, bazılarınızdan nefret ettiğimi söylesem bile az kalır belki ama tüm yaşanılanlarla şu anki ben olduğuma göre ve ben şu anki benden bu kadar memnun olduğuma göre iyi ki...

 Yaşanılan, yaşanılacak olan her şey için binlerce kez iyi ki...

23 Kasım 2022 Çarşamba

ahraz olmak

garip değil mi, bizim farkında olmadan bizi şekillendiren pek çok etken var.  Hani beni ben yapan şeyler denir ya, aslında bizi biz yapan pek çok şeyin farkında bile değiliz. farkında olduğumuzda neler değişecek derseniz pek emin değilim, sanırım o noktada biraz canımız acıyor sonra bir yola çıkıyoruz, yine canımız acıyor, yolun sonunda nereye, neye varıyoruz ya da bir sonu var mı bilemiyorum. Daha o kısma geçemedim. Ben şu an bile bile kendimi yakıyorum seviyesindeyim. Ama öyle bir yakış ki, sanki yüzyıllardır yaşadığım buzul çağını anca bu yanış sonlandırabilirmiş gibi, asla beni yakmadan sadece yüreğimi ısıtacağına dair içten bir imanla. Elbette küle dönünce fark edilecek, yananın sadece ben olduğum. Ben yanarken çevredekilerin elinde gitarla akdeniz akşamları söyleyerek keyiflendikleri türden. yıl 2022 olmuş hala akdeniz akşamları söylemekten utanmadıkları gibi yananın ateşinden ısınmak, o ateşle yollarını aydınlatmaktan da çekinmiyorlar. Oysa ki çıtırtılar, çığlıklar duyulurken bile ahraz oldular. Ahraz olmak, ilginç bir şekilde beşerin en yetenekli olduğu konu.  

Ay Ben 2025'ten Çıkmayı Unutmuşum

 Selam gönül dostları veya sanayi tostları, Nicedir uğramıyordum buralara, garip gelebilir kulağa fakat vaktim olmamıştı. Yokluğumda pek çok...