21 Aralık 2020 Pazartesi

Son Bunalım Bükücü

    Konulu yazı yazmayı becerebilecek kadar blogger olamadığımdan yine spontane gelişen bir yazı okuyorsunuz. Kendiliğinden kelimesi yerine spontaneyi kullandım, çünkü blog linkine tıkladığınızda yeterince Anadolu kokusu saçılıyor etrafa. Anadoluluk sislerini birazcık azaltması ve blog dünyasının elitizmini yakalayabilmesi açısından bu kelimeyle devam edeceğim. Şunu da eklemeden geçmeyelim ki yazıyı okuyan milyonlar Anadolu’yu küçümsediğimi zannetmesin. Anadolu’yu küçümseme hakkına sahip olabilecek en son kişi benimdir muhtemelen. Bir aralar bayağı ünlenen aile soyumuzu görebildiğimiz uygulamadan kontrol ettiğim üzere 1071 Malazgirt Savaşı'nda Türk'lere Anadolu'nun kapısını muhtemelen büyük büyük dedem açtı. Çünkü kendileri, bırakın başka kıtalardan göç etmeyi köyden bile çıkmamışlar. Buradan şu sonucu da çıkardım; konfor alanından çıkmamak bizim genlerimizde varmış Bugüne kadar kendimi üşengeçlikle çok suçladım fakat üşengeçliğim damarlarımda akan kanla geçmiş bu naçiz vücuduma. Bu sebeple artık kendimi üşengeçlikliliğim konusunda değil üşengeçliliğime karşı gelmeme engel olan iradesizliğimle suçlayacağım. İradesizlik demişken karşınızda tam bir iradesizlik timsali bulunduğunu sakın göz ardı etmeyin. 
    Bu mükemmel sene içerisinde başlamış fakat bitirememiş olduğum, derdimin dermanı geleceğimin inşasındaki çimentom olacağını hedeflediğim İrade Terbiyesi kitabını hala bitiremedim. Kitaba başlarken irademe meydan okuyarak başlamıştım fakat şu an iradem açık ara galibiyetini kutlamakta. Ben yine de bir umut 2021'e girmeden kitabı bitirmeyi hedefledim. Fakat bitirmem için okumamın gerekmesi çok saçma. Okuyarak bitemeyecek bir kitap olduğunu, bitse dahi irade terbiyesi konusunda başarılı olamayacağına inanıyorum artık. En azından benim irademe karşı... Kitapta okuyabildiğim yerlerde sürekli gençlerin eğlence peşinde olmasından yakınan bir yazarla karşılaştım. Yazarı haksız bulmamla kitabı okumamın zorlaşması aynı sayfalara denk gelmekte zannımca. Yazarın biraz da hayatsız olduğunu düşünüyorum. Asosyal bir birey olduğundan şüphelenmeden edemiyorum. Neyse. Yazar okuduğum yere kadar tavsiye olarak sadece "okuyun guzum, okuyun da memur olun" diyen ananem gibi yazmış. Yazara göre hayatımızdaki ciddiyetsizlik bizi iradesizliğe yönlendiriyormuş. Fakat ben ne eğlenmenin zararlı bir durum olduğunu düşünüyorum ne de gelişim açısından hiçbir şey ifade etmediğine katılıyorum. 
    Hepimiz bazen yataktan çıkmadan o günü geçirmek isteriz, elimize kitap almadan haftalarımız geçiyor ya da dersler, ödevler, sunumlar derken bunalmışlık hissi etrafımızda öyle bir atmosfer oluşturmakta ki kimimizin yemek yemeye dair bile bir hevesi kalmıyor. Tahmin edebileceğiniz üzere ben bu zamanlarda tam tersi yemek odaklı yaşama geçiş yapıyorum. Anlamsız filmler, diziler izlemek dışında hiçbir şey yapmak istemiyorum. Bu gibi dönemlerden çıkmanın kendimce en kolay yöntemi sevdiklerimizle, arkadaşlarımızla stressiz geçirilen birkaç saattir. Özellikle kış mevsiminin griliğinden zerre hoşlanmayan şahsım için içerisinde bulunduğumuz pandemi döneminde yaparken keyif aldığım aktiviteler arasında uyumanın hemen ardında arkadaşlarımla buluşmak gelir. O günlerde oturur okey oynarız -üç kişi olmamıza rağmen-, yeriz, içeriz. Eğer haftada o bir gün çıkmasam deşarj olabileceğim bir durum yaratmakta çok zorlanıyorum. Fakat sizler oyun oynarken, yemek yaparken, Müge Anlı'yı seyrederken, resim çizerken, uyurken,  bomboş tavana bakarak şarkı dinlerken deşarj oluyorsanız, olun. 
    Kendi dünyalarımızı daha güzel ve istendik duruma getirebilmemiz için bu tarz bunalımlı durumlara girecek kadar stresle cebelleşirken bu gibi durumlarda kendimizi nadasa bırakmak en doğal hakkımızdır. Bu tarz bunalımlı dönemlerde sürekli kendimize aşıladığımız kişisel gelişim adına yapmayı hedeflediğimiz şeyler konusunda kendimizi yönlendirmeye çalışmamız bunalım dönemini daha da uzatmamıza neden oluyor gibi. Hani ödev yapmak için hiç haliniz yokken o ödev bitmez ya öyle bir durum ya da okumak istediğiniz 500 sayfalık kitabın okumaya kendinizi zorladığınız 100 sayfalık kitaptan önce bitmesi gibi. Bu süreçlerin doğal ve olası olduğunu unutmayın. Herkes, en azından çoğu yaşıtlarımız yaşıyor bu durumu. Bu dönemler için kendinizi suçlamaktan vazgeçin, 2 günde geçecek bu can sıkıcı durumun 4 5 güne yayılmasına sebebiyet vermeyin. Bu dönem geçecek fakat bu dönemi yaşamanıza izin verin. Daha önce de söylediğim gibi daima mutlu, enerjik, verimli, üretken olmamız şart değil. Bazen oturup biraz dinlenmek gerekir ve nasıl dinlenebileceğiniz sizin inisiyatifinizdedir, pek kıymetli akıl hocalarının değil.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Ay Ben 2025'ten Çıkmayı Unutmuşum

 Selam gönül dostları veya sanayi tostları, Nicedir uğramıyordum buralara, garip gelebilir kulağa fakat vaktim olmamıştı. Yokluğumda pek çok...