Amacım baca temizliği, kurumları boşaltmak olsa da derdim anlaşılmak.
29 Mart 2021 Pazartesi
Acemisiyiz Hayatın
27 Mart 2021 Cumartesi
Kara Tren Yoldan Çıktı
Selamlar, bu seferki yazım fazla özel olacak. Sosyal medyaya karşı gerçekleştirmeye çalıştığım başkaldırıya denk gelmesi onu çok daha özel kılıyor. Çünkü bu yazı haberini duyuramayacak olmam dolayısıyla has takipçilerimin (0) okuyacağı anlamına geliyor. İşte bu yüzden çok özel, çok ben. Çok ben, diğerleri de öyleydi fakat onlarda bir sınır vardı. O kadarını da bilmesinler be Ecem sınırı. Birine dert anlatmaya başladığını fark edip çıplak kalmış hissederken ortaya saçtıklarını bir anda toparlamaya çalışmak gibi. Fakat bu günlük yazısı olacak bir bakıma. Madem günlük yazısı buraya neden yazıyorsun diyecek olan olursa da sana ne gibi bir atar yapmayacağım elbette. Bazen içtenlikle yazılmış yazılar olur ve tam da sizi anlatır ya, berbat bir konu olsa bile içten bi oh çekersiniz. Çünkü bu berbat durumu yaşayan tek siz değilmişsiniz meğer, her ne kadar Pollyanna olsanız da bu durum böyledir. Satırlarına hayran olduğum bir ablamız bu durumu "En büyük dert sizden başka kimsenin yaşamadığı derttir." diyerek anlatır. Okumuş kadın tabii... Neyse işte bu yüzden günlüğe değil de buraya, kalemle değil de klavyeyle yazıyorum bunları. Ha kimse çıkmazsa yaşayan çok da önemli değil. Hayatı bu kadar da ciddiye almayın.
Buraya yazmaya başladığımdan beri yazılara yansıyan gel gitlerim buzdağının görünen kısmı bile değil, bu demek oluyor ki yetişkin bir Mesrojo'nun yaşamında gel gitler yaşanmıyor, Mesrojo'nun yaşamı gel gittir. Biz buraya boşuna araflar demedik. Yıllar, aylar, haftalar arasında bir araf değil bu, dakikalar arası araf. Ne kadar zorlu bir durum olduğunu yaşayan bilir. Kelimlerle anlatabilmek benim hiiiç harcım değil. Aslında anlatmak benim harcım değil. Bakmayın buraya yazdığıma, yazmasam ölürdüm, yazdım yine öldüm'lük bir durum var. Kendim iyice şirazeden çıktım. Eskisi gibi benimle savaşamıyorum, karşısında dik duramıyorum bile. Bunu biraz boşluğa bağlardım önceleri, şu anki yoğunluğumu göz önüne alırsak boşluktan değilmiş. Tam da bu korkutuyor işte beni, bunun ben olması. Benim bu olmam...
Abimizin dediği gibi "Şu anda size zorluğunu anlatabilmek için on bin kitap okumuş olmayı dilerdim." ya da bunun gibi bir şey.
Anlatamıyorsan neden buradasın sorusu varsa aklınızda, silin. Bir kere de öğrenmeye değil anlamaya çalışın. Öğrenmek kolay, anlamak zor olan. Ben sizlerden beni her şeyimle tanımanızı içimdeki her şeyi bilmenizi değil, anlatmaya çalıştıklarımı anlamanızı istiyorum. Hepimiz bunu istiyoruz aslında. Anlaşılmak, tanrım ne zor şeymiş.
Dert dedik, anlamak dedik asabiyetimin sebebine gelecek olursak biraz olsun anlayacaksınız bence beni. Ben kendi derdimi anlayamıyorum. Sizlere kızıyorum ya beni anlamıyorsunuz diye, aslında siz bensiniz. buradaki hiçbir hitabım size değil, siz diye adlandırdığım ben'e. Burada okuduğunuz her şey benim kendimle konuşmalarım aslında. İlk yazımda dediğim o kötü sıfatlar vardı ya, hepsini üzerime aldığım ben onları sahiplendim ama zaten karşıma aldığım elitizm meraklısı birey de bendim. Buyurun Dert Menüsünde sinirlendiğim "Buna mı üzüldün" diyen, "Suriyeliler niye bu kadar çok çocuk yapıyor?" diyen, en çok ötekileştiren de bendim. Bunlar üstlendiğim sıfatlar, cümleler değil. Bunlar benim.
Bu yüzden yeni bir yola çıkıyoruz, yine.
10 Mart 2021 Çarşamba
Bizimkisi Bir Boşanma Hikayesi
Boşanma, boşanmanın çocuk ve anne baba üzerindeki etkileriyle ilgili pek çok yazı görmüş, okumuşsunuzdur. Fakat evliliğin kutlanması adına yüzlerce kişinin dahil edildiği düğünlerin fazlaca rağbet gördüğü toplumumuzda boşanma da ailesel olmaktan çok toplumsal bir olgudur. Boşanma sürecindeki imzaların sahibi yine iki kişi olsa da düğünde kimin ne mücevher taktığı, pastanın kalitesi, salonun ihtişamı, gelinliğin fiyatı gibi konularda yorum yapma hakkına sahip olan toplumumuz boşanmada bir o kadar etkili ve yorum yapma hakkına sahip görüyor kendisini. “Başlarken olaya dahildim, biterken de dahil olmalıyım.” düşüncesindendir belki de.
Boşanıp, boşanılmayacağı konusunda yorum yapmaktan, fikir
belirtmekten geri durmadıkları gibi her detay hakkında söz sahibidirler. Hangi
eşyayı, hangi tarafın aldığı hakkında fikir sahibi olan kişi boşanma aşamasında
da çocuğun velayeti kimde kalacağı hakkında fikir sahibidir. Kendimce bu gibi
özel hayatın sınır ihlallerindeki suçu toplulukçu kültürümüzü fazla özümsemişliğimizde
bulsam da artık değiştirmek için adım atılmalı diye düşünüyorum.
Bu adımın atılmasının yakın zamanda olmayacağını bildiğimden
birkaç konuya değinmek istiyorum. Boşanan çiftler zaten çoğunlukla halledemedikleri
problemler olduğu için boşanıyor, yani evin içi problemli. Problemli bir ilişkinin
olduğu evde ebeveynlik görevinin de sağlıklı yürütülmesinde zorlanılacağını tahmin
etmek zor değildir. Boşanmalarınsa en zorlu olduğu durum çiftin çocuk sahibi
olduğu durumdur. İkili ilişkideki problemin etkilediği ebeveynlik ilişkisinin
sağlığına zeval getirmemek adına boşanmayı veya evlilik sürdürülecekse nasıl
sürdürülecek konusunu iki kere değil onlarca kez düşünülmelidir. Fakat ben bu
yazıda boşanmanın ailesel yönünden çok toplumsal yönünden bahsetmek istiyorum.
Evlilik ilişkisi içerisinde bulunan herkesi fazlaca
etkileyen boşanmayı toplumun da etkilediğini belirtmiştim, peki bu nasıl
gerçekleşiyor? Amacım ve önemsediğim durum gereği çocuk sahibi olan bir çiftin
boşanmasının söz konusu olduğunu varsayalım.
Berbat bir aile yaşamı var, anne baba kavga etmekten çocuğun
varlığını unutmuş, çocuk her anlamda sevgisiz ve kaotik bir ortamda büyüyor. Bunun
zaten sağlıksız bir durum olduğu aşikar. Çözülmeyen sorunların sonucu olarak
şiddetli geçimsizlikten boşanabildi bu çift. Emin olun ortada maddi bir kaygı
babanın anneye fiziksel veya psikolojik şiddeti devam etmiyorsa iki sene sonra çocuk
“İyi ki boşanmışlar zaten beceremiyorlardı evli kalmayı.” cümlesini kurulabilir,
hatta “Keşke daha önce boşansalardı.” cümlesinin bile kurulma ihtimali çok
yüksektir. Tabii ki boşanmadan kaynaklı sorunlar yaşayacaktır çocuk fakat
problemli olan aile hayatında da sağlıklı bir dönem geçirmesi mümkün değildi. Sanılanın
aksine çocuk için evli kalmak, evli kalmayı beceremeyecek çiftler için
ertelenmiş boşanmadan başka bir şey değildir.
Boşanmış anne babaya sahip olmanın çocuğu etkileyeceğinden
bahsetmenin anlamı yok. Fakat pek çoğunuzun, özellikle de boşanmayı yakından
yaşamayanlarınızın bilmediği bir nokta var ki sizlerin “iyilik, yanında olma”
adına yaptığınız pek çok şeyin ebeveynleri boşanmış kişide olumsuz etki
yaratıyor olduğudur. Çünkü senin başını okşayıp “Bana her şeyi anlatabilirsin,
bir derdin olursa haberim olsun.” dediğin çocuk ona acıdığının farkında, bunu
yalnızca sen yapmıyorsun. Hocaları, akrabaları, komşuları, belki arkadaşlarının
aileleri gibi çevresindeki pek çok yetişkin yapıyor. Çocuğun gözünden durum
şöyle gerçekleşiyor “Bu kadar yetişkin bana acıyorsa acınacak haldeyimdir.” Özellikle
kişilik gelişiminin en önemli kırılma noktalarından olan ergenlik dönemindeki
çocuk için acınacak halde olduğu düşüncesinin yaratacağı tahribatları göz önüne
alırsak sizin iyilik adı altında yaptığınız şeylerin altında yatan acıma
duygusu ergen tarafından rahatça fark edilebilecek bir durum. Zaten pek çok hormonal
değişimle, kargaşayla baş etmesi gereken ergen boşanmış ebeveyne sahip olmanın
yanında bir de acınacak halde olma duygusuyla baş etmek zorunda kalıyor
böylelikle.
Peki biz bu çocuklara nasıl yaklaşmalıyız? Eğer çocuk sizden
yardım istememiş, desteğe ihtiyacı varmış gibi durmuyorsa kendinizce yardım
etme çabalarına girmeyin. Hatta böyle bir ihtiyacını fark ettiyseniz dahi
yetkinliğiniz, konuyla ilgili bilginiz yoksa en iyi yardım bir uzmanla görüşmek,
çocuğun görüşmesini sağlamak olacaktır. Bilmeniz gereken önemli bir nokta da şu
ki; yalnızca öğretmen olmanız, diplomanızın olması sizleri bu konuda yetkin
yapmaya yetmiyor, maalesef. Sizlere doğru gelen bir şey karşınızdaki kişi için doğru
olmayabilir veya düşündüğünüz doğruyu aktarırken karşınızdaki kişinin de doğru
olarak algılayabileceği şekilde aktaramamış olabilirsiniz.
Bazen en doğru olan şey bir bilene danışmaktır. Harekete
geçmeden, yara izi oluşturmadan önce.
Ay Ben 2025'ten Çıkmayı Unutmuşum
Selam gönül dostları veya sanayi tostları, Nicedir uğramıyordum buralara, garip gelebilir kulağa fakat vaktim olmamıştı. Yokluğumda pek çok...
-
Naber, blog işleri benden bu kadarmış. Kelime haznemdeki kelime kombinasyonları, permütasyonları hatta ebob ekoku bile bitti. Bu konuların h...
-
Aylar sonra tekrar merhabalar. Bu sefer kurum boşaltmak, motive olmaya çalışmak gibi amaçlarım yok, yalnızca yazmak istiyorum. Yazılmaya de...
-
Durun durun yetiştim... 2022 bitmeden bir hoşça kal 2022 yazısı yazmazsam ölecekmişim gibi geldi. Çünkü veda edilmeyi hak eden bir yıldı be...