31 Ocak 2021 Pazar

Ne Yapacağız Burada?

Selam, kaldığımız yerden radikalizme devam. Bu sefer de şubat ayının muntazamlığı, pazartesi başlayıp pazar günü bitme adamlığı dolayısıyla radikal kararlar alayım dedim. 

Ergenlik döneminin zirvelerinde yaşamam gereken kimlik bunalımını nasıl bu kadar sonlara doğru sarkıttım anlamıyorum. Gerçi Allah'ın Konya'sında kimlik bunalımımı çözmeme çok olanak yok diye şehri kötülemek isterdim ama konumumun Konya olduğu aklıma geldi, utanmasam ağlayacağım hatta. Tamam abarttım o kadar da değil ama hüzünlü bir durum insanın konumunun Konya olması. 

Neyse, 31 Ocak itibariyle kendime uğraş edinmek için atladığım iki yerden kabul aldım. Birisi çok da bana bir şey katmayacak bir yerken diğerinden umutluyum, belki beni adam ederler. Adam olma yolunda kendi gayretimin öneminin de farkındalığıyla blog'u ve instagram'da etkinlikleri, toplulukları falan takip için kullandığım sayfayı aktifleştirme kararı aldım. 

Sizi bilmem sayın okurlar ama benim derdim anlaşılmak. Kendimi anlatmak için Cemre Reyizin de dediği gibi mecramı bulamadığıma göre her yerde deniyorum. Öyle bir kenarda düşünmenin ne bana ne de sana faydası yok çünkü. "Bir kişi, bir kişidir." diyerek çıkıyorum yola.  

"Sen ne biliyorsun da kime ne anlatacaksın be Mesrojo?" diyorsanız gayet haklı olduğunuzu belirtmek isterim. Fakat şimdi sizlere sorsam ve güvenli ortamda olduğumuzdan emin olsak en az 5-10 tane çok büyük kitleleri yönlendirdiği kabul edilen insanın aslında vasatın altında olduğunu çok net ifade edersiniz. Benim kimseyi yönlendirme derdim yok. Sadece sesli düşünme işleminin yazılı halini yapacağım. 

Şimdi ben buraya düşüncelerimi yazdığımda sizlerin akıllarınızdaki kim bilir hangi gruplara, hangi kesime ait olduğumu kararlaştıracaksınız. Fakat size temin edebileceğim tek bir şey var ki hiçbir düşünceye, gruba, partiye hatta Alex gittiğinden beri Fenerbahçe'ye bile ait hissetmiyorum. Sorun da  burada zaten. Ne güzel uy işte grup normlarına, düşünme işini bile lider kabul ettiğin kişi veya grubun genel düşüncesini benimseyerek aradan çıkar. Ama ben onu beceremiyorum. Çok denedim, gerçekten denedim. Olmadı. 

Şunu biliyorum ki sayın bireyler, sizlerin arasında da var ait olamayanlar, olmayanlar. Aranızda bunu güzel yönetenler görüyor, gıpta ediyorum hatta. Fakat ben yönetemiyor hatta durum içerisinde cebelleşiyorum. 

Kısaca söylemek istediğim şey şu; artık burada düşüneceğiz. Ben düşüneceğim sizler de belki "ne diyor yine bu?, hayır bak şu daha makul veya olabilir" gibi şeyler diyeceksiniz. Sizlerden tek ricam ise yargılamadan yaklaşın bu blog'a. Benim kimlerden, kimcilerden olduğumu değil de ne söylediğime odaklanın. 

Bir de unutmamanız gereken noktayı tekrar vurgulamak isterim; genel olarak hayat görüşü "değişim" üzerine kurulu olan bir birey olduğumdan pek çok konuda fikir değiştirmekten çekinmem. Şu anki bilgilerimle düşündüğüm şeyler yeni öğrenmelerim ve yaşantılarım neticesinde değişecektir değişmelidir. Tam da bu yüzden arka arkaya iki yazıda bile farklı şeyleri düşünmem gayet normal olacaktır. Buna çok takılmayın. 

Tekrar görüşeceğimiz zaman dilimine kadar yaşamaya çalışın. 

Hoşça kalın. 



30 Ocak 2021 Cumartesi

Hangi Araflar?

Naber, blog işleri benden bu kadarmış. Kelime haznemdeki kelime kombinasyonları, permütasyonları hatta ebob ekoku bile bitti. Bu konuların hiçbiri hakkında bir fikrim yok. Sınavdan sonra tüm öğrenmelerimi depolama alanı doldu uyarısıyla sildim, hatta sınavda oturduğum sırada bıraktım çıkarken. Bu yüzden dilbilgisi kuralları da kaldı o masada. Bağlaçları ayıramam eklerden bir haberim artık. Ben bazen nefes almayı unutmaktan korkuyorum dahi anlamındaki de'leri mi aklımda tutayım?


Neyse, darlandım biraz ondan geldim. Daha önce gelmeyi denedim ama ciddili yazmak benim harcım değil. Boş yapmak için de biraz motivasyon gerekliymiş meğer, en azından kendi kendineyken. Arkadaş ortamında biri boş yapmaya başlayınca devamı getirilir ama burada kimse o fitili yakmıyor. Fitili yakmak bana kalınca çakmağın yerini unutuyorum. Milyonların aklına çakmağı buldun mu da yazıyorsun ey Mesrojo cümlesi gelmiş olabilir hatta dilinizin ucuna kadar inmiş olabilir. Fakat bulamadım. Depresif olmamı gerektirecek özel hayatımda bir sebep yokken bile depresifim şu aralar. Hangi aralar değildim ondan da emin değilim ama konumuz bu değil.


Boş durmak zoruma gittiği için açtım kalbiniz kadar tertemiz olan bu sayfayı. Bunu yazmak da çok dolu bir iş değil biliyorum ama elden gelen buysa demek. Boş durmak konusuna dönelim. Daha önceki bir yazıda arada kendimizi nadasa bırakmaktan bahsetmiştim hatırlarsınız. Hatırlamayanlar sağ üstten hemen o yazıya gidebi şaka şaka burası Youtube mu? Dağıtmayalım konuyu. Heh işte ben o nadasa bırakma işini beceremiyorum şu aralar. Cehaletimin farkındalığı buna izin vermiyor. Çizgilerini benim algılarımın çizdiği o geliştirme davranışı için yapmadığım her şey huzursuzluğa neden oluyor. Dünyam yanarken ben kenara oturup çekirdek çitliyormuşum gibi hissediyorum. Altını çizmemiz gereken nokta benim dünyamın yanıyor olması, sizinki yansa bana ne der açarım bi dizi izlerim ama konu benim dünyam olunca çitlenen çekirdek bile boğazda kalıyor. Madem çalışayım, bir şeyler yapayım diyorum o da olmuyor. Bir isteksizlik hali var. Yapsam bile sanki sırf yapmak için yapmışım gibi. Klasik mesrojo duruşu olarak araflardayım yine.


Sebebini kendimden uzaklaştırmak için belirsizliğe atıyorum çoğu zaman. Bazen haklı olsam da genelde tek sebebi belirsizlik olarak sunmak belirsizliğe de ayıp oluyor. Belirsizlik ise tam da şu noktada başlıyor; Ülkenin dünyanın hali ne olacaktan benim sonum ne olacağa kadar uzanıyor. Zar zor bir bölüm kazandım, bölümden de okuldan da yeterince memnunken bir anda kurtulmak için 1.5 yılımı harcadığım, ne olursa olsun, neresi olursa olsun gidicem bu sene diye nefret kustuğum masada yazıyorum bu yazıyı. Bu masada okulu bitirmekten korkuyorum hatta. Üniversite kaydından sonra bu masada geçirdiğim zaman diliminin çokluğu benim mesleki hayatıma da zeval getirecek gibi. Psikolojime çoktan zeval geldi zaten. Lise hocalarımın ahını almıştım mübarek insanlarmış anca bu kadar tutabilirdi.
Azcık samimiyetine güvenebileceğim birisi nasılsın dese günlük yazar gibi dert anlatmaya başlıyorum, bundandır sizleri sürekli darlamalarım. Sorun şu ki herkesin yeterince derdi var kimse benimkilerle ilgilenmiyor. Atamadığım bu zehir iç dünyamı yavaş yavaş çürütüyor. Kangren olan dokunun alınmazsa tüm vücudu çürüteceği gibi. Derdimi tasamı da anlatmayı beceremiyor olmak da ayrı bir konu.


Sonunun daima araflara vardığı bir kısır döngüdeyim anlayacağınız.
Bir şeyler yapmam lazım hatta şunları yapmam lazım.
Ee yapayım o zaman.
Aaa yok içim almıyor.
Madem yat gitsin.
O da huzursuzluk yaratıyor.


Kendimden uzaklaşabilmeyi dilerdim, azcık çıkıp bu bedenden rahatlamayı. En kötüsü de şu ki bunlar daha iyi günlerim...




26 Ocak 2021 Salı

Gökyüzüne Açılan Pencere

    Beşer dakika arayla kurduğum alarmların dördüncüsünde göz kapaklarımı araladım. Pencereden içeri giren güneş ışığının sıcaklığıyla ısındı tenim. Uyanmıştım artık. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra mutfağa geçtim. Mutfaktan elimde tabakla dönüp masaya oturdum. Sağa çevirdim başımı, masmavi gökyüzüne baktım, derin bir nefes alıp döndüm önüme. Masadaki evrakları görünce çalışmam gerektiği aklıma geldi. Adı çalışma masası olsa da tek işlevi bu değildi. Sayısız kez gözyaşlarıma ev sahipliği yapmıştı mesela. Hayal kırıklıklarımın, özlemlerimin, lise ve üniversite hazırlıklarımın ev sahibiydi bu masa, ilk cv'mi de bu masada yazmıştım, gülümseyerek atılan mesajların da en yakın hatta tek şahidiydi. 25 yıldır uyandığım tüm günler gibiydi o gün de, tek fark takvim yaprağının üstündeki sayılardı. Aktörün hayatının tek günde değiştiği çok fazla film izlemiştim aslında fazla kurgusal bir olay olduğunu düşünmeme rağmen hayatımda öyle bir anı beklerdim. Kendi hayatımın iplerini elime alabilmek için.

    Ömrümün kendi yatağını bulup akmasını bekliyordum. Bir nehirde sürüklenen dal parçası kadar bile etkim yoktu kendi gidişatıma. Birileri söylediği için lise okudum, birileri söylediği için üniversiteye gittim hatta birileri "artık iş bul" dediği için işe girdim. Günümün yarısından fazlasını birileri dediği için girdiğim işe harcıyordum. Zamanla penceremin ardındaki o masmavi gökyüzüne doğru ilerlemeye başlayacaktım. Harekete geçmek için sürüklendiğim nehirden okyanuslara ulaşabilmeyi, hayatımın kendi kontrolümün altına girmesini bekliyordum. Ben beklerdim, benim olayım buydu. Kendi hayatımı yaşamak için bekliyordum, ta ki o güne kadar. O gün içerisinde sürüklendiğim nehir koca duvarları olan barajlara aktı. Uçsuz bucaksız okyanuslara ulaşabilmek için  kurduğum hayallerimin önüne aşılmaz setler çekildi.

    Küçükken ilmek ilmek işlenen bir düşünce vardı zihinlerimize "iyiler daima kazanır". Yalanmış. Kötü kalpli cadıların dünyasında tüm pamuk kalplere yetecek kadar zehirli elma varmış. Ben o pamuk kalplilerden değildim. Ama o pamuk kalpliler de kazanmadı. Yine de o kalpleri atmaya teşvik eden bir şeyler vardı; ev ev ayakkabının sahibini aratan kuvvet, "elbet bir gün" cümlesi kuran ağızlar, yaşamın ateşleyici kuvveti, alınan nefeslerin sebebi vardı. Sadece benim değil pek çok kişinin de hayatında gökyüzüne bakan penceresi vardı, olmalıydı. 

    Pencerem çamurla kaplandı o gün, taşladılar, kırdılar camını. Cam kırılsa da gökyüzü durmalıydı yerinde. Durmadı. Penceremi taşlayanlar gökyüzümü de çaldılar benden. Pencerenin de gökyüzünün de zihnimdeki her zerresini götürdüler yanlarında. Beni bile bırakmadılar bana.

    Göz kapaklarımı tekrar araladım. Bu kapattığım kim bilir kaçıncı alarmdı. Kalan üç alarmı da kapattıktan sonra uyanmam için yeterli bir sebep bulamadım. Tekrar uyudum. Birkaç saat sonra mide bulantısıyla gözlerimi açmak zorunda kaldım yine. Yataktan çıkmak için en makul ve neredeyse tek sebebim guruldayan midemdi. Uyanmanın anlamı yoktu o günden beri. Gökyüzüne bakan bir pencerem olmadığına göre yaşamak yalnızca alabildiğim nefeslerin verilebilmesinden ibaretti. O günden sonra ruhum, bedenim, zihnim bile rutubetlenmişti. 

     Pencerem kırıldığında takıldı ilk pranga, gökyüzüme layık görüldü. O gün kırılan pencereme birkaç tahta parçası çiviledim. Her çekiç hamlesi çok daha derinlere iniyordu. Masmavi gökyüzüne bakacağım penceremi çalanların beni mecbur ettiği o yeni karanlıkta kaybolmamak için kendi karanlığıma gömülmeyi tercih ettim, mavi gökyüzüne bir pencere açılana dek. 


PENCEREYİ KAPAMA!

Ay Ben 2025'ten Çıkmayı Unutmuşum

 Selam gönül dostları veya sanayi tostları, Nicedir uğramıyordum buralara, garip gelebilir kulağa fakat vaktim olmamıştı. Yokluğumda pek çok...