15 Aralık 2020 Salı

Buyurun Dert Menüsü

    Bu yaz yine evde kalınca boşluktan anlamsız depresyonlara girdiğimi fark edip çalışmaya başladım. Garsonluk yaptığım kafeye gelen müşterilerden "Sıcak içeçeklerden neler var?, Neyli milshake'leriniz var?, Tatlı çeşitlerinizi görebilir miyim?" gibi cümleleri fazlaca duydum tabii. Garsonluk konusundaki engin tecrübelerimden başka ve daha keyifli bir yazıda bahsederim muhtemelen. Çünkü bu yazının keyifsiz olmasını planlıyorum. En azından bahsedeceğim konu benim keyfimi kaçırıp yer yer tiksinmeme neden olabiliyor. Peki bu çok doğal olarak seçenek değerlendirmesi yapmak isteyen vatandaşlarımızın benim keyfimle ne alakası var? Vatandaşların değil ama seçenek değerlendirmesi yapan bazı bireylerin seçenek değerlendirmesi yaptığı başka bir konu fazlaca keyfime etki etmekte. Dertlerimizden  bahsedeceğim bu yazıda, daha doğrusu yaramıza merhem olamayıp tuz olmaktan da kaçınmayan kişilerden. Yavaş yavaş giriyoruz meseleye. Kemerlerinizi bağlamanıza gerek yok herhangi bir aksiyona giremeyecek kadar yaşlıyım. 

    Üzüldüğünüz bir anınızı anımsayın ve birisi gelip nedenini anlatmanızı istiyor. Acılar paylaştıkça azalır diyen atalarımıza güvenip anlatıyorsunuz. Karşınızdakinden de neşenizi yerine getiremeyecek olsa bile en azından halinizden anladığını gösterecek bir iki cümle duyma umuduyla yavru köpek misali bakarken duyduğunuz cümle; "Buna mı üzüldün?" oluyor. Benim yazarken bile tansiyonum yükseldi. Tabii hata sizde, duygu durumunuzu neyin etkileyeceğine dair bu bireyin hazırladığı listeye bakmadan bir şeye üzülmek gibi bir rezalet kabul edilemez. Hemen özür dilemelisiniz yanınıza gelen halden anlama seviyesi çok yüksek olan bireyden. "Üzüldüğüm için özür dilerim, üzüldüğüm için üzgünüm" Kulağa saçma geliyor değil mi? saçma çünkü. Neye, niçin, nasıl ve ne seviyede üzüleceğinize birisinin karışması söz konusu bile olamaz ama oluyor. Bu derdiniz beğenilmedi maalesef. Müdürle konuşup ücretini almamayı teklif edip özür dilemeniz gereken müşteriymiş meğer yoldaş sandığınız kişi. Daha iyi dertler bulduğunuzda tekrar deneyiniz.

    Şimdi dert menüsünden daha etkileyici ve üzülünebilir, ağlanılabilir bir dert seçiyoruz. 

    Çok sevdiğiniz ve manevi değeri hayli yüksek olan aksesuarınızın başına zeval geldi. Koşa koşa gittiğiniz kişi, az önceki pek empati yeteneği yüksek olan birey. Bu sefer de kalkıp "Ya hu alt tarafı bir kolye/yüzük/saat" diyor. Gözyaşlarınızı içinize akıtıp meseleyi kapatıyorsunuz. Maalesef yine olmadı ama biz sizi çok sevdik, alın bu da teselli hediyeniz🎁. Daha iyi dertler bulduğunuzda tekrar deneyiniz. 

    Aldık yine menüyü elimize. Bu sefer olacak inancıyla sayfaları çeviriyoruz. Bu değil, bu hiç değil, bunlar olamaz, bunlar sıradan, bunlara herkes ağlıyor. Bize daha etkileyici dertler lazım. En arka sayfalardayız, hah işte bu. 

    Çekirdek ailenizde bulunan sizin dışınızdaki herkes evdeyken bir kıvılcımla yapayalnız kalıyorsunuz bu hayatta. Bu sefer bir farklılık oluyor. Aynı empati yeteneği yüksek birey sizin gitmenizi beklemeden geliyor. Çok düşünceli olduğundan peçetesini falan alıp gelmiş. "İyi bari" diyorsunuz bu sefer ağlayabilirsiniz, beklenen onay geldi. Sarılıp ağlaşıyorsunuz. Görev tamam. Beğendirdiniz artık derdinizi. Bu seçenek başarılı bulundu. 

    Elimizde bir dert menüsü olmadığından ya da her birimizin biricik olması dolayısıyla çeşit çeşit duygularımızın, hassasiyetlerimiz ve algılarımızın olması olaylara, durumlara verdiğimiz tepkileri etkiliyor. Benim umurumda olmayacak bir olay sizin bayağı da umurunuzda olup ruh halinizi etkileyebilir. Siz çok önemli bir şansı kaçırdığınızda "tüh!" deyip geçebilirsiniz ama ben yazı yazdığım sayfaya çay döküldüğü için ağlayabilirim. -bu kadar ruh hastası deği...üüf tamam ağladım.- Belki yaşadığımız durumdan çok sonucuna ağlıyoruz. Dersten kalınca o arkadaşınızın ailesinden psikolojik veya fiziksel şiddet görmediğinden emin miyiz ki üzülüyor diye yargılayacağız. Sonuç olarak herkesin bambaşka iç dünyaları, bambaşka hayatları varken herkesin farklı renkleri sevmesi kadar temel bir farklılıktır duygularımız.  

    Ayrıca bizim derdimiz bize yetiyorken size niye yetmiyor sayın bireyler? Ona mı üzüldün, buna mı ağladın, yok efendim ne önemi var? Var ki ağlıyoruz. Alt tarafı üzüleceğim, alt tarafı iki damla gözyaşı dökeceğim. İlla sevdiğim birinin mezarına toprak mı atayım, kolum bacağım mı kopsun? Bırakın insanlar ağlasın, üzülsün. Nerden geliyor sanki dünyaya gönderilmemizin ardındaki engin gayenin mutlulukta ve huzurda saklı olduğuna olan inancınız? 

     Üzgünüz size tatmin olacağınız bir dert dinletemediğimiz için. Tabii siz üzülmemize izin verirseniz.

Ufak bir teselli.

1 yorum: