Herkese iyi bayramlar dilerim.
Doldum taşmam gerek. Anlamak için yazıyorum, böyle diyordu Nermin Yıldırım. Şu sıralar takmış durumdayım kitaplarına da kendisine de. İlk okuduğum kitabının üstünden bir yıl geçmesine rağmen ne oldu da diğer kitaplarını alıp okumam bu kadar gecikti bilmiyorum. Siz buna ne derseniz deyin, ben tevafuk diyeceğim. Her şeyin bir zamanı olduğunu söyler ya sürekli büyüklerimiz, işte bu cümleye en çok da kitaplar konusunda katılıyorum. 3. kitabına başladım bugün, anlamsız gelen hayranlığımın anlamlılaşmaya başladığını hissediyorum yavaş yavaş. En çok da anlatabiliyor olmasına hayranım sanırım. Benim ömrümü versem anlatamayacağımı tek bir paragrafa sığdırışına...
Pek çok taslak var burada, hepsi birbirinden bağımsız hatta hepsindeki tüm cümleler birbirinden bağımsız. Tıpkı buradaki gibi. Ben beceremiyorum bu anlatma işini, dikkat ediniz yazmak değil anlatmak. Ne büyük meseleymiş ya hu! Önceden anlaşılmak bir nimettir yazmıştım meğer anlatabilmekmiş asıl nimet. (Önceki yazılanların hiçbirinin sorumluluğunun tarafıma ait olmadığını sıkı okurlarım (0) bilir zaten) Burayı daha önceden söylediğim gibi düşünme işlemini sesli yerine yazılı olarak yaptığım bir mecra olarak kullanıyorum. Kimselerin okumadığını bilmenin rahatlığı var ayrıca. Ne kadar bazı mecralardan paylaşsam da okunsun diye değil de "ben anlattım siz anlamadınız" demek için yapıyorum çoğu duyuruyu. İnsanoğlu suçu atacak kimse bulamazsa kadere atmaktan çekinmemişken benim size atmama alınmazsınız bence.
Aslında tüm çığlıklarımı kendime duyurmaya çalışıyorum. Siz aracısınız, olmak ister misiniz bilemiyorum. Çok umursadığımı da sanmıyorum. Fakat ben bu görevi çoktan verdim zaten sizlere, mavi defter yerine yazdığım tüm mecralarda bulunanlara.
Yuvarlak Masa Şövalyelerine selam olsun.
Şimdi yazıyı okuyanların (0) aklında bir soru muhakkak canlanacaktır; "tamam da kanka ne anlattın şimdi sen?" Mesrojo da durur mu yapıştırmış cevabı; "yavrum zaten anlatabiliyor olsam bu kadar kıvranır mıydım sence?" Hadi kimsenin durup dururken kimseyi anlayacak hali yok, tamam dinleyecek hali de olmasın. Böyle deyince konu kilitlendi. Anlayın ulan ya da deneyin en azından. Tamam beni değil ama anlatabilenleri dinleyebiliriz bence. Bir tweet'e bile neler sığdırıyor insanlar onları bari anlasak olmaz mı?
Kendimizi anlatma, anlama becerilerimizin düşük olduğunu biz blog yazılarımızda anlattık hep. Fakat başkalarını anlama becerilerimin gelişmiş, en azından ortalama bir vatandaşımıza göre gelişmiş olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim, herhangi biriniz de bunu inkar edemez. Benim problemim kendimle.
Ben yine anlatamadım kendimi, oysa bu sefer belki bir iki satır anlatabilirim umuduyla açmıştım bu kalbiniz kadar tertemiz sayfayı. Başka sayfalara artık.
Son olarak; önce içimizdeki yangınlara bir kap su dökelim belki ardından başkalarına yardım için çırpınabiliriz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder